ÖLÜMDEN İBRET ALMAYANLARIN DÜNYA VE
AHİRETTEKİ DURUMLARI
İnsanların çoğunda "ölüm yaşamın bittiği andır" şeklinde
eksik ve yetersiz bir inanışvardır. Oysa biraz daha
derin düşünülse ölümün diğer bir hayatın da başladığı
an olduğu anlaşılacaktır. Bu eksik bakışaçısı yüzünden,
inkar edenler hedefledikleri herşeyi dünyadaki kısa
sürenin içine sığdırmaya çalışırlar. Ahireti tanımayanların,
bu dünyadan gözü kapalı bir şekilde sınır tanımadan
yararlanmak istemelerinin sebebi de budur. Bunlar ölümle
birlikte, herşeyden mahrum kalacakları endişesiyle,
doğru-yanlışayrımı yapmadan yaşamaya, bu dünyadan maksimum
derecede faydalanmaya, nefislerini tatmin etmeye çalışırlar.
Önlerinde çok uzun yılların var olduğuna kendilerini
inandırıp, uzun vadeli planlar peşinde koşarlar. Bu,
şeytanın insanı aldatmak için kullandığı en klasik yöntemdir.
Şeytanın inkarcılar üzerinde uygulamak istediği oyununu
Allah Kuran'da şu ayetlerle haber verir:
Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri,
şeytan kışkırtmışve uzun emellere kaptırmıştır. (Muhammed
Suresi, 25)
(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları
en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan onlara
bir aldanıştan başka bir şey vaat etmez. (Nisa Suresi,
120)
Bu dünyada sonsuza dek yaşayacakmışgibi mal ve servet
biriktiren inkarcılar, hayatlarını mal ve evlat çokluğu
ile övünecekleri bir yarışhaline getirirler. Bu sahte
üstünlüğün verdiği gurura kapılarak ahiretten tamamen
uzaklaşırlar. Ancak içinde bulundukları büyük yanılgının
kendilerini nereye doğru yönlendirdiği, ayetlerle açıkça
bildirilmiştir:
Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine
vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla, Biz onların
hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır,
onlar şuurunda değiller. (Müminun Suresi, 55-56)
Şu halde onların malları ve çocukları
seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya
hayatında azaplandırmak ve canlarının onlar inkar
içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi,
55)
Allah insana, imtihan için gönderildiği bu dünyada
ölümü ve ahireti düşündürecek pek çok mesaj gönderir.
Bir ayette, insana uyarı olsun diye verilen belalara
dikkat çekilir:
Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar
her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar
da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp)
düşünmüyorlar. (Tevbe Suresi, 126)
Gerçekten çoğu insan, sık sık tevbe etmesine, öğüt
alıp düşünmesine vesile olacak belalarla karşılaşır.
Bunlar, ayette bildirildiği gibi yılda bir kaç kez karşılaşılabilen
büyük belalar ya da günlük küçük sıkıntılar olabilir.
İnsan kaza, sakatlanma ve ölümle sonuçlanan birçok olaya
tanık olur. İnsana düşen, bu tip olayların kendi başına
da gelebileceğini, her an kendi imtihanının da sona
erebileceğini hatırlamak, hemen Allah'a sığınıp bütün
samimiyeti ile bağışlanma dilemektir.
Müminlerin gördükleri olaylardan aldıkları ders ve
ibret kalıcı olur. Fakat, aynı olayların iman etmeyenler
üzerindeki etkisi ve bunlara verdikleri tepki çok daha
farklıdır. İnkarcılar kendilerinde uyandırdığı dehşet
hissinin bir sonucu olarak ölümün gerçekliğini kabullenmeyerek
ya da unutmaya çalışarak kendilerini rahatlatmak için
uğraşıp-dururlar. Ancak bu yanıltıcı metodla kendilerine
zarar vermekten öteye gidemezler. Çünkü Allah, "Onları
adı konulmuşbir süreye kadar ertelemektedir" (Nahl
Suresi, 61) ve bu süre sandıklarının aksine aleyhlerine
işlemektedir. Kuran'da şöyle buyrulur:
O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız
süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz
onlara, ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz.
Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Al-i İmran
Suresi, 178)
Ölüm en yakınındaki kimseye isabet ettiğinde bile bu
uyarıyı hiç üzerine almayan, bundan bir öğüt ve ders
çıkaramayan gaflet içindeki insan, günün birinde kendisi
ölümle karşı karşıya kalsa, içinde bulunduğu durumdan
kurtulmak için bir anda dünyanın en ihlaslı insanı haline
geliverir. Kuran'da bu psikoloji bir örnekle şöyle tasvir
edilir:
Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur.
Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel
bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken,
ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan
dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla)
gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na
'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a
dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak
olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız." (Yunus
Suresi, 22)
Ancak bu insanlar, Allah, kendilerini kurtardığında
tekrar eski gafletlerine geri döner ve Allah'a verdikleri
sözü unutarak, en ufak bir vicdani rahatsızlık duymadan
sahtekarlık ve nankörlüklerini ortaya koyarlar. Oysa
bu sahtekarlıkları, kıyamet günü kendi aleyhlerine bir
delil olacaktır. Ayetin devamında şöyle denir:
Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen
haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey
insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir;
(bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz
Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
(Yunus Suresi, 23)
Bu psikolojideki insan, ümitsiz bir çabayla aynı sahtekarlığı
ölüm esnasında da dener. Fakat kendisine tanınan süre
artık sona ermiştir:
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği
zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride
bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla,
gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi
söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları
güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Müminun Suresi,
99-100)
İnkarcıların bu tutumunun Allah'ın huzurunda bile devam
ettiğini görürüz. Bu durum ayetlerde şöyle haber verilir:
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda
başları öne eğilmişolarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik;
şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih
bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle
inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen...
Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza
karşılık azabı tadın. Biz de sizi gerçekten unuttuk;
yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın. (Secde
Suresi, 12-14)
Aynı sonuçsuz çırpınışların cehennemde de devam ettiğini
haber veren bir ayet şöyledir:
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar:
"Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir
amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek
olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size
uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler
için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)
Ahiretteki bu ümitsiz çırpınışlar ve acı sonuç, hep
insanın dünyanın gerçek amacını ve değerini takdir edemeyişinden
kaynaklanır. İman etmemişinsan; dünyadayken Allah'ın
etrafında yarattığı hikmetli olaylardan ibret almaz,
Allah'ın gönderdiği uyarıları dinlemez, vicdanını bastırarak
anlamazlıktan, görmezlikten gelir, ölümü kendinden çok
uzakta görür, Allah'ın rızası değil, nefsinin istekleri
doğrultusunda hareket eder. Tüm bunlar, sonunda geri
dönüşü olmayan ölüme hazırlıksız yakalanmaya ve yukarıdaki
ayetlerde geçen umutsuz duruma düşmeye sebep olur. Bu
nedenle ölüm gelip uyandırmadan gafletin derin uykusundan
uyanmak gerekir. Çünkü ölüm anında uyanmak insana hiçbir
fayda sağlamayacaktır. Allah bu durumdan insanları şöyle
sakındırır:
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim,
beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben
de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden
önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
Oysa Allah, kendi eceli gelmişbulunan hiçbir kimseyi
kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
(Münafikun Suresi, 10-11)
Biraz aklı olan insanın yapması gereken, ölümden sürekli
kaçmak değil onu her an hatırda tutmaktır. Ancak bu
şekilde gerçek hedefinin bilincinde olarak hareket edebilir,
nefsinin ve şeytanın kendisini bu geçici dünya hayatı
ile aldatıp oyalamasına izin vermez.
|